1 Ekim 2008 Çarşamba

Öcal Yılmaz'ı Tanıyalım

Yıl 1958 bir bahar sabahı dünyaya ilk merhaba ağıdıyla seslenerek gelmişim. Nerden biliyorsun diyeceksiniz, tahmin ediyorum.

Annem (Selver Yılmaz) mısır çapasını bırakmış gelmiş. Bahar sabahı dünyaya geldiğim halde ne yazıkki kimliğimde 8 Şubat yazmaktadır.

Yılar geçti ben de düşe kalka büyüdüm. Önce çobanlık yapmaya başladım. İlk ıslık çalmayı aşure çorbası içerken becerdim. Sanki o an büyüdüm. Bir güz günü köye öğretmen geldiğini duydum. Koşarak görmeye gidiyordum. Ayak parmağım giydiğim fistanın önündeki küçük yırtığa takılınca yırtık büyüdü ve önüm açıldı. Öğretmenin yanına hemen gidemedim. Çayın kenarındaki dikenli otlardan dikenlerle fistanımı dikemye başladım. Beni biraz oyaladı. Nihayet öğretmenin yanına gittim. Utana sıkıla, bi elimle yırtığımı tuta.

"Öğretmen amca, beni okula yaz" dedim. senin dişin çıkmamış. Dişin çıkınca gel dedi. Fistanıma da güldüler. Mahsun mahsun ayrıldım. Eve geldim. "Anne fistanımı dik. Ben okula gitmek istiyorum." dedim. Gece annem dikti fistanımı.

Sıra geldi diş çıkarmaya. Parmağımla ileri geri ite kaka biraz oynattım. Fakat canım çok acıyordu. Köyün yaşlı dişçisi Ali Yıldırım'a (Tumbu'ya) sabah erkenden gittim. "Ali Amca, dişimi çek, ben okula gitmek istiyorum" dedim. Olmaz, o kendi çıkacak dedi ve beni kovdu. Aklıma iple çekmek geldi. İpi aldım (Yorgan ipi), zorla dişimi bağladım. Ambarın üzerine çıktım. İpin diğer ucunu kilide bağladım. kendimi aşağıya bıraktım. Dişim ipin ucunda havada kaldı. ben aşağı düştüm. Sevincimden uçuyordum. Bir yaş daha büyüdüm!!!

Muhtarın evine koştum. " Öğretmenim beni okula yaz, ben okuma istiyorum" diye yalvardım. "O kadar ısrar ettiğine göre, babanı al gel, seni okula yazacağım" dedi. Okul hayatım bir gün sonra başladı. Bizim kendi şimdiki oturduğumuz ev yeni yapılmıştı. Okul olarak amcam orayı verdi. Masayı sırayı köylüler yapmıştı. Siyah önlük beyaz yaka beni en mutlu eden giysilerim oldu. Önlüğümüzü teyzem dikerdi. Bez torba çantamız içinde bir kalem bir defter bir alfabe kitabı ile okula başladım. Alfabeyi satılmış amcam bir ayda ezberletti. Resimleri görünce her yerini okuyordum. Ama kapatınca ne olduğunu bilmiyordum.

Öğretmen bizim odada yatardı. Benim de yanında yatmamı isterdi.

Korkudan, yatakta hiç kıpırdamadan sabahı ederdim. Küçük olduğum için diğer öğrencilerin yanında sanki beni pek ciddiye almıyorlardı. Bazı öğrenciler 16-17 yaşında vardılar.

Bir gün, Celal öğretmenin tayini çıktı. Yerine vekil öğretmenle geldi. Kimi altı ay kimi bir yıl çalıştı, gitti.

Ali İhsan diye bir öğretmen geldi. Köyde koyun dana topladı. Çocuklara çobanlık yaptırdı. Kendi kâğıt oynamaya giderdi. Çocukları sınıfta unutur. geç saatlerde annemiz babamız bizi okuldan almaya gelirdi. Gürültü edeni başkan yazardı, öğretmen döverdi.

Dayımın kızı Güley'in dişini kırmıştı. Dayım hasta olduğu için bir şey yapamadı ama çok küfür ediyordu. Öğretmen tosunları köyde buğday tarlamıza sokunca babam küfür ederek toplamış getirmiş hayvanları. Hoca da babası bana sövüyor diye beni sınıfta bırakmıştı o yıl. Sınıf birincisiyken sınıfta kaldım. Ben de hanımını bıçaklamaya karar verdim. Bıçağı evden alıp gelirken amcam beni gördü ve beni dövdü.
Hocanın karne parası adıyla topladığı yumurtaların hepsini kırdım. Nihayet hocanın hakkında Milli Eğitim'e yapılan şikayetler sonucu hoca köyden alındı. Öğrenciler de köylü de böylece sopacı öğretmenden kurtuldu.

Salim Kaplan adında yeni bir öğretmen geldi. Zenci gibi esmer ve uzun boylu idi. Öğrenciler güven veren bir siması vardı. Bizi gece gündüz demez demez çalıştırırdı. Allah rahmet eylesin, bize çok emeği olmuştur. Salim gelmeseydi bizim köyden öğretmen değil düzgün çoban bile çıkmazdı. Salim çalışkan çocukları çok seven öğrencisi yapmayacağı hiç bir şey olmayan bir hocaydı. Yapamadığınız bir işlem için saat kaç olursa olsun gelin ben yataktan kalkar gösteririm derdi. Dördüncü beşinci sınıfta Erol Çimen adında vekil bir öğretmen geldi. 1., 2. ve üçüncü sınıfları Salim Hoca kendi aldı, diğerlerini Erol Hocaya verdi. Ben 5. sınıftaydım.

Erol Çimen matematik dersinde benim kadar başarılı değildi. Bana yeterli gelmiyordu. Sorduğu her soruya ilk doğru cevabı veriyordum. Bir gün yanlış diye tesbihle kafama vurdu. Tesbihi kapıp kopardım ve öbür sınıfa koştum. Hoca peşimden öbür sınıfa geldi. Salim Hoca "Ne oldu" diye bağırdı. Sonra Erol hocaya bakıp "Sınıfta çocuk kovalanmaz Erol " diye bağırdı. Abi bana karşı geldi, tesbihimi kopardı" dedi Erol Hoca.
Salim Hoca: "Sınıfta tesbih çekilmez"dedi.
Ben: "Bu öğretmende okumak istemiyorum, kendi bilmiyor, doğru yaptığıma yanlış diyor" dedim. Salim hoca defterimi istedi. Erol Hoca defterimi getirdi. Kendi hatasını anlamış, defterimdekinin doğru olduğunu gördü. Salim Hocadan özür diledi.

Salim Hoca: "Erol Öcalın ödevini ben veririm, sen diğer çocuklarla ilgilen" dedi.

Ben tek olarak uzun süre Salim Hocayla kendi masasında çalıştım.

Bir gün İstiklal Marşı töreninde baygınlık geçirir gibi oldum. Düşmedim ama iki arkadaşın yardımıyla bir kenara oturdum. Amcam doktora götürdü. Romatizma olduğum ortaya çıktı. Lastik ayakkabı giymemin sakıncalı olduğunu söylediler. Amcamın eskilerini tamir ettirip bana verdiler. İlk iskarpin ayakkabım onlar oldu. 15 gün Çorum Devlet Hastanesinde tedavi gördüm. Okulu çok özlemiştim.

Sene sonu geldi ilkokulu bitirdik. Bizim kimliğimiz bile yoktu o zamana kadar. Babam Alacaya gitti, kimliklerimizi çıkarttırmak için. Nüfus memuru kendi kafasına göre doğum tarihlerimizi yazmış.

Salim Hoca, anneme babama "Öcalı kesin ortaokula göndereceksiniz" diye sıkı sıkı tembih ediyor. Fakat okul kayıtları başladığı halde beni okula götüren yok. Amcalarım razı değil. Çünkü hayvanlara çoban lazım. Her kardeşten bir çocuk okursa yeter diyorlar ve benim de Ünal abim okuyordu. ben her gün ağlayıp duruyordum, okul açıldı, arkadaşlarım gitti diye. bense çobanlık yapıyorum.

Annem dayanamamış olmalı ki bir gün bana üstü jandarmalı bir tane elli liralık verdi. Sürüy köyün kıyısına bırak, kaç git dedi. Ben de aynen dediğini yaptım. Kasım ayının on altısı yola çıktım, bir pikaba bindim. Sungurluya gittim. Okul kaydı bitmiş. beni almak istemiyorlar. Mustafa Yıldım baş muavin Beye abim yalvardı. Diğer çocuklara yetişir diye güvence verdi. Benim kaydımı bu şekilde yaptılar.

"Sınıfı 1-C, numarası 1999" diye bir fiş yazdı ve sınıfa gönderdi. kapıya kadar abimle gittim. kapıya vurdum ve içeri girdim. elimdeki fişi öğretmene uzattım. Öğretmen nakil geldiğimi zannediyor. Yazılı yapıyorum, yazılıya girmek ister misin diye sordu.

Bir öğrenciden kalem, birinden dosya kâğıdı buldum. Önden ikinci sıraya oturdum. Soruları yazdım. İlkokul bilgilerimden aklımda kaldığı kadarıyla cevapladım. 15 dakika içinde kağıdı verdim. ilk yazılım 7 geldi, hiç unutmuyorum. Ortaokul serüvenim böylece başladı. Üç yılda bitirdim.

Liseye sınavla giriliyordu ve ben de heveslendim, sınava girdim. Sınavla olduğu için farklı bir okul sanıyordum. Meslek lisesinin ne olduğunu sınav sonunda anladım.

Sınavla başladığım liseden kavgayla mezun oldum. Üniversite sınavına bir hafta kala babam evden kovdu. Karabey Çirkinden 200 lira alıp üniversite sınavına girdim. bir hafta sonra sınava girdim. 317 puan gibi yüksek bir puan aldım. 180 puanlık eğitim enstitüsüne girdim. 2 yılda bitirdim. Mardin Cizre Hisar köyünde 1979 yılında göreve başladım. 2006 yılında Çorum Ziya Gökalp Okulundan emekli oldum. Toplamda 27 yıl yurdun değişik bölgelerinde öğretmenlik yaptım.

Şu anda eşim, bir oğlum, bir kızım ve bir gelinimle emekliliğin tadını çıkarıyorum.
Özetle Öcal Yılmaz böyle bir hayat geçirdi.

İletişim adresi olarak bana şu numaradan ulaşabilirsiniz:
Cep: 0506 545 9012

Ayrıca köyümüzle ilgili yazılara aşağıdaki sitelerden erişebilirsiniz.

www. tr.wikipedia.org --> "Karadona köyü" şeklinde arattırınız.

http://www.karadona-ocalhoca.blogspot.com/

Herkese saygılar sevgilerle.




1 yorum:

OcalHoca dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.